Daha akşam yemekten sonra anlattım ama kimse dinlemedi. Annem birşeyler hesaplamaya, babam da gazeteye daldı. Cebrail Meryem'e indiğinde elinde zambak varmış. Nasıl umursanmaz bu ince ayrıntı? Artık kim kime zambak veriyor ki umursanmıyor bu vs. ve vs. diye söylenerek televizyon izledim. Magazinden başka şeyleri izlemeye tahammül edemiyorum artık. Beynim almıyor da diyebilirim. Gazete okurken de aynısı. Yoksa boğuluyorum. Sonra Leonard Cohen dinlemem gerekiyor,
and jesus was a sailor
when he walked upon the water
and he spent a long time watching
from his lonely wooden tower
and when he knew for certain
only drowning men could see him
he said "all men will be sailors then
until the sea shall free them"
when he walked upon the water
and he spent a long time watching
from his lonely wooden tower
and when he knew for certain
only drowning men could see him
he said "all men will be sailors then
until the sea shall free them"
ki bu da iyi gelmiyor. Bütün bunlara çok istesem bile inanamıyorum. Doğunun masalları dinlerin hepsi ve anlatılanlar çok çocuksu. Çünkü çocuksu ve gülünç doğu. Çünkü bana her şey gülünç geliyor bu saçma dünyada. Mesela geçen gün ablamla buluştuk öğle yemeği için. Ve onu dinlemek yerine kucağıma çıkan kediyle haşı neşir oldum. Küfür gibi kulağımda çınlayan ses:
"YALNIZ VE MUTSUZ KALACAKSIN VE CESEDİNİ O UYUZ KEDİLER YİYECEK"
İşin küfür boyutu cümlenin yaralayıcılığı değil, bu denli sakin ve olumlu bir insanı bile bağırtacak kadar çileden çıkarmış olabilmem. Gerisi bok püsür.. Ama anlatamıyorum işte. Geçen gün bir tablonun önünde oturdum ağladım. Ki kolay kolay ağlamam. Yapılan hataları, yanlış rastlantıları falan düşündüm. Bir şey burada kal diyor, bir şey hayır boğulursun kaç diyor. Sorun benim birini sevip sevmemem veya hayati bir uğraş bulmam değil. Mesela birini çok sevebilirim ama hep onunla yaşayamam. Daha doğrusu kimseyle uzun süre yaşayamam. Kavradım bunu. Nedenini bilmiyorum ama. Tevrattaki korkunç hikayeler de bundan başka herşeyi anlatıyor. Süleyman ve Saba melikesinin hayatlarındaki öncelikler benimkilerden çok farklı. Ne alakası var diyeceksiniz ama çok alaka işte. Muhammedin süt annesinin dolu dolu süt fışkıran gögüsleri ve evindeki bolluk gibi. Yaşamakla ilgili aslında. Ben yaşamaya tahammül edemiyorum. Kuru bir depresyon veya varoluşsal sıkıntılar değil, bunların hiçbiri değil. Öyle olsa Cebrail'in getirdiği zambağa takmazdım. Okul da aynı, sırf böyle gelir böyle gider diye. Sırf bizimkilerden eğitim almaktan başka bir yaşam yöntemi görmedim diye bütün bu çaba. Hiç akademik hırs barındırmıyorum üstümde, oldu da tezimi verdim kabul edildi. Doktoraya alındım. Ya sonra? Sigara yakarken yanan çakmak Zerdüşt alevi gibi mesela. Bütün sıkıntıları siliyor mikro kosmozda. Veya sen öyle san.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder