Oldum olası pazar sendromu, pazartesi sendromundan daha beter etkiliyor beni. Küçükken pazar günlerini tam bir kaos içinde geçirirdik. Uyanır uyanmaz annem telaşla kendini sağa sola atar, alışveriş yapılırdı aceleyle. Sonra babamla birlikte biri evi süpürür biri ortalığı toplar, o arada biri beni kaynar suyla köpürte köpürte yıkar, gene ev toplanır, ütü yapılır, işten dönünce hemen yiyelim diye birkaç günlük yemek pişirilir ve erkenden o yorgunlukla sızarlardı. Yıllar geçti ikiside emekli oldu, haliyle pazar sendromları falan kalmadı ama hala pazar günleri fenalık basar beni. Dışarı çıkmazsam evde ruhum daralır, yapacak işte bulamam. Dışardan eve dönünce sonraki günün pazartesi olması gene kasar insanı. Pazar geceleri eve döner dönmez mutfağa saldırıp "kahve mi şarap mı" kararsızlığına kapılıyorum her hafta. Sırf sakinleyeşeyim diye. Zihnimin çalışması gerekecek şeyler yapacaksam kahve içiyorum ama keyifli birkaç birşey okuyup izleyeceksem birkaç bardak şarap insanı nasıl rahatlatıyor anlatamam. Kaç gündür mırıldandığım ve içimden geçenleri dışarı vuran bir Murathan şiiri var paylaşmak istediğim. Harfi harfine burda yazılanları istiyorum. Yürekten hemde. Ne eksik ne fazla.
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
"içtenliğin" ya da "dünya görüşünün" kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim.
18 saat önce


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder