Gökten kafana ne yağarsa yağsın asla küfretmeyeceksin.
Buna yağmurda dahil.
Yukarıdan üzerine ne düşerse düşsün, kabulün olmalı.
Sağanak ne kadar şiddetli, tipi ne denli donducu olursa olsun, bulutların biz aşağıdakilere reva gördüklerine sövemezsin.
Böyledir bu düzen.
Bunu herkes bilir...
Doğrusu, yağmur bu şehirde tam çile. Dünyanın başka yerlerinde yağmur muhtelemen herkese ve her şeye nimet gibi gelir- mahsule, bitkilere, çevreye, az buçuk romantizm de ilave edince üzerine, bilhassa aşıklara iyi gelir. İstanbul'da öyle değil ama. Burda işler başka türlü. Bizim için yağmur ne bereket demek, ne de ıslaklık. Ne arınırız onunla, ne onanırız. Olsa olsa sebeb-i öfkedir yağmur. GÖKYÜZÜ NE VAKİT TEPEMİZE TÜKÜRMEYE BAŞLARSA, HEPİMİZ BİRDEN GALEYANA GELİRİZ.
Kendi hikayeni dinle öyleyse demiş nar ağacı dallarını sallayıp kar tanelerini silkeleyerek. "Bir varmış bir yokmuş. Tanrının mahlukları tahıl kadar çokmuş, çok konuşmak günahmış."
"Ama neden?" diye sormuş küçük kayıp güvercin yavrusu tedirginlikle. "Çok konuşmak neden günahmış ki?"
Çünkü Tanrı hepsini lanetlemiş. Bu kadar katliam, bu kadar ölüm, bu kadar zulüm için. Tanrı iki halkı birden lanetlemiş. Ne unutun demiş, ne alışın demiş. Ortada kalın demiş. Utanmaz olun demiş. Hep düşünün ama karar veremeyin demiş. Tanrı iki halkıda lanetlemiş, asırlardan daha eski iki kardeşi. Yağmur bu yüzden lanet yağdırır Ermeniler ile Türklerin başına. Lanet yağdırır.
Baba ve Piç
18 saat önce


Güzel yazmışsın sidik yarıştıran kaplumbağ, ama kendi adıma söylemeliyim ki lanetlere inamam, ama kanıksanmış cahilliklere inanırım.
YanıtlaSilKanıksadığımız günahlarımız, hatalarımız, çok konuşmalarımız sonucu bu noktadayız. Ama bir türlü kanıksayamadığımız insanlığımızı bir türlü hatırlayamadık. Üzücü :(