
başak ve bereketin beklentisi geciken yağmurlardan
incinmiş sözlerden
taş avluların gözyaşları ecel ve eczayla buluşarak
deşilen topraktan soruluyordu
*
*
herkes bir tuhaflık var bu işte diyordu
karmaşanın
kaçak bir zencefil tarlasıyla sevişmesinden korkuyordu generaller
kuşatılmış kentlerde ensest ilişkilere razıydı polisler ve şefleri
en çok mahallesindeki pedofil salgınından kuşkulanıyordu muhbirler
*
*
dağların kırçıl bakışlarından devriliyordu kartallar göçlere küsüp
küf ve siyanür gizlenmişti kemanların köpüklerine
keten helva pamuklu şeker çemberim ve çocukluğum
o gün yasaklandı Yılmaz Güney'li siyah-beyaz filmler
*
*
kuşkudaydı insanın yarattığı dilin yol açtığı isyan ve kelimeler
şahlanmış siyah bir atın rüzgârında durmadan oklanan zaman
kuşkudaydı yeryüzü
aşkın yüzü
Ortadoğu ve Filistin
gökyüzünün gözlerini kaçırmasından
tümüyle kuşkudaydı Munzur ve Toros dağları
*
*
belki de en çok bunun için
dağların donmuş ve duyarsız en bakir yüzünü
ateşler içinde bırakıp
ipek tül ve beyazdan başlayarak
bütün gözbağlarını yakmalı
közü geçip küle çekilmiş İris için
hatıraları yaşadıkça sızlayan gözkapaklarını unutmadan
hiç unutmadan geceleri bağışlayan güneşi ve kaplanı
ormanı bir ceylana ürkekliğiyle
uçurumu bir kartala yalnızlığıyla bırakmalıyız
bırakmalıyız bir suyu haritaları çiğneyip geçmesi için
değişsin diye kekeme tarih ve kırışmış coğrafya
*
*
acıkmış toprağın kokusuna temkinsiz yaslanarak
kelimelerin şehveti ve kederlerin kasvetini boşa çıkarıp
yaslardan ve yasaklardan kurtulmalıyız gecikmeden
yalanları şahinlerin kanatlarına ilişleyip
sedanın gelmediği derinliğe asmalıyız sesi deneyerek
*
*
gökyüzünden binlerce özür defalarca mahcubiyet
zemzem ve kezzap yer değiştirir şairlere rağmen
çok şey anlatır "yetimler ağıdı"ndaki dizeler ten ve cam
kurgulanmış hayatın çarşılarındaki anlam tacirlerine
*
*
boşluk utanıyor tuhaf bir sızıyla saklanan bulutlardan ve siyah
kuzeyde sakladığımız yanıkları buz dağlarına bağışlamalıyız
ateşin ve suyun iyi hallerini inkâr etmeden
çıplaklığın eşitleyen ve buluşturan görkemiyle
insandan çıkıp insana dokunmalıyız daima ve delice
*
*
mutlaka sevişmeliyiz bakışlardan başlayarak
ayıpları ve kıldan köprüleri geçip amansız aşklarla
gökyüzüne oklayıp gamsız gül yaprağını ve kaktüsü
kendimize uğrayıp çamura dokunmalıyız
suyun uzaklığı kuruyan dil çatlayan el ve yürek
yakasında yağmurların öpüştüğü gün bağışlanacaktır belki
*
*
o zaman anlaşılsın isterim mayınları unutulmuş coğrafyalar
çocukların gözbebeklerinden utanıp şahlanan yanıklar
ütüsüz hayatımı haritalarda cinnet geçirerek aramam anlaşılsın
değilse haklılığın gölgesinde cinayetler birikecek
kapanan gözler için suç işleyecektir kirpikler
bakışlardan bağışlanmayı bir kez olsun istemeden
suç işleyecektir adalet ve vicdan için dokunuşlar
gitme sen
gitme
sen
gitme
*
*
isimsiz bitirimler bitmemiş aşk ve daima devrimciler
ömrü ve zamanı jiletle tarayıp belayı şaşırtırlar
haylaz kasabalarda mor ve saklı diş izleri kalır
kamaşan kasıklar ve tende tutuklanan ter hatıradır bilenlere
suçludur küs kahkaha ipini kıran kehribar tespih
kiç hüzünler
cam kırıkları kum ve tenhalaşmayan bedenimiz
*
*
korkusuzluğun ve bıçağın itibarı kalmamıştır gecede koşanlar için
küskündür zulada horozlu aynaların tozu bilinsin
ve bıçkınlar gevşemiş köşeyle vedalaşıp yeni alışkanlıklar edinsin
*
*
gitmeliyim hiçbir çağrıya borçlu kalmadan
geç kalmak utancını kapılar ve eşikler çoğaltmasın
kunduzca kucaklamalıyım akıntıyı ve çöplerdeki çaresizliği
acılarımın kuşkusuyla yüzleşip içimi giyinmeli
ve kendimi kundaklamalıyım mecbur değilken hiçbir yangına
*
*
ödeşmek isterim acılarımın kuşkusunu kundaklayıp
işgâlci aşklar ve devletle derinden ödeşmek
ödeşmek isterim erken gidişlerle ve ölümle
*
*
ödeşmek
ödeşmek
ödeşmek
*
*
ömür denilen dayatılmış şu sefil zamanla
ve kendimle ödeşmek
ödeşmek
ödeşmek
*
*
ille de ödeşmek
(Namık Kuyumcu)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder