13 Şubat 2009 Cuma

Uçurum kıyısında kamaşan derinlik



başak ve bereketin beklentisi geciken yağmurlardan

incinmiş sözlerden

taş avluların gözyaşları ecel ve eczayla buluşarak

deşilen topraktan soruluyordu
*
*
herkes bir tuhaflık var bu işte diyordu

karmaşanın

kaçak bir zencefil tarlasıyla sevişmesinden korkuyordu generaller

kuşatılmış kentlerde ensest ilişkilere razıydı polisler ve şefleri

en çok mahallesindeki pedofil salgınından kuşkulanıyordu muhbirler
*
*
dağların kırçıl bakışlarından devriliyordu kartallar göçlere küsüp

küf ve siyanür gizlenmişti kemanların köpüklerine

keten helva pamuklu şeker çemberim ve çocukluğum

o gün yasaklandı Yılmaz Güney'li siyah-beyaz filmler
*
*
kuşkudaydı insanın yarattığı dilin yol açtığı isyan ve kelimeler

şahlanmış siyah bir atın rüzgârında durmadan oklanan zaman

kuşkudaydı yeryüzü

aşkın yüzü

Ortadoğu ve Filistin

gökyüzünün gözlerini kaçırmasından

tümüyle kuşkudaydı Munzur ve Toros dağları
*
*
belki de en çok bunun için

dağların donmuş ve duyarsız en bakir yüzünü

ateşler içinde bırakıp

ipek tül ve beyazdan başlayarak

bütün gözbağlarını yakmalı

közü geçip küle çekilmiş İris için

hatıraları yaşadıkça sızlayan gözkapaklarını unutmadan

hiç unutmadan geceleri bağışlayan güneşi ve kaplanı

ormanı bir ceylana ürkekliğiyle

uçurumu bir kartala yalnızlığıyla bırakmalıyız

bırakmalıyız bir suyu haritaları çiğneyip geçmesi için

değişsin diye kekeme tarih ve kırışmış coğrafya
*
*
acıkmış toprağın kokusuna temkinsiz yaslanarak

kelimelerin şehveti ve kederlerin kasvetini boşa çıkarıp

yaslardan ve yasaklardan kurtulmalıyız gecikmeden

yalanları şahinlerin kanatlarına ilişleyip

sedanın gelmediği derinliğe asmalıyız sesi deneyerek
*
*
gökyüzünden binlerce özür defalarca mahcubiyet

zemzem ve kezzap yer değiştirir şairlere rağmen

çok şey anlatır "yetimler ağıdı"ndaki dizeler ten ve cam

kurgulanmış hayatın çarşılarındaki anlam tacirlerine
*
*
boşluk utanıyor tuhaf bir sızıyla saklanan bulutlardan ve siyah

kuzeyde sakladığımız yanıkları buz dağlarına bağışlamalıyız

ateşin ve suyun iyi hallerini inkâr etmeden

çıplaklığın eşitleyen ve buluşturan görkemiyle

insandan çıkıp insana dokunmalıyız daima ve delice
*
*
mutlaka sevişmeliyiz bakışlardan başlayarak

ayıpları ve kıldan köprüleri geçip amansız aşklarla

gökyüzüne oklayıp gamsız gül yaprağını ve kaktüsü

kendimize uğrayıp çamura dokunmalıyız

suyun uzaklığı kuruyan dil çatlayan el ve yürek

yakasında yağmurların öpüştüğü gün bağışlanacaktır belki
*
*
o zaman anlaşılsın isterim mayınları unutulmuş coğrafyalar

çocukların gözbebeklerinden utanıp şahlanan yanıklar

ütüsüz hayatımı haritalarda cinnet geçirerek aramam anlaşılsın

değilse haklılığın gölgesinde cinayetler birikecek

kapanan gözler için suç işleyecektir kirpikler

bakışlardan bağışlanmayı bir kez olsun istemeden

suç işleyecektir adalet ve vicdan için dokunuşlar

gitme sen

gitme

sen

gitme
*
*
isimsiz bitirimler bitmemiş aşk ve daima devrimciler

ömrü ve zamanı jiletle tarayıp belayı şaşırtırlar

haylaz kasabalarda mor ve saklı diş izleri kalır

kamaşan kasıklar ve tende tutuklanan ter hatıradır bilenlere

suçludur küs kahkaha ipini kıran kehribar tespih

kiç hüzünler

cam kırıkları kum ve tenhalaşmayan bedenimiz
*
*
korkusuzluğun ve bıçağın itibarı kalmamıştır gecede koşanlar için

küskündür zulada horozlu aynaların tozu bilinsin

ve bıçkınlar gevşemiş köşeyle vedalaşıp yeni alışkanlıklar edinsin
*

*
gitmeliyim hiçbir çağrıya borçlu kalmadan

geç kalmak utancını kapılar ve eşikler çoğaltmasın

kunduzca kucaklamalıyım akıntıyı ve çöplerdeki çaresizliği

acılarımın kuşkusuyla yüzleşip içimi giyinmeli

ve kendimi kundaklamalıyım mecbur değilken hiçbir yangına
*
*
ödeşmek isterim acılarımın kuşkusunu kundaklayıp

işgâlci aşklar ve devletle derinden ödeşmek

ödeşmek isterim erken gidişlerle ve ölümle
*
*
ödeşmek

ödeşmek

ödeşmek

*

*
ömür denilen dayatılmış şu sefil zamanla

ve kendimle ödeşmek

ödeşmek

ödeşmek

*
*
ille de ödeşmek


(Namık Kuyumcu)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder