14 Kasım 2009 Cumartesi

metrobüs


Acıbademde metrobüse binen kırmızı elbiseli kız Zincirlikuyuya kadar susmadan telefonla sevgilisiyle kavga etti. Arkadaki 4'lü koltukta tam karşımdaydı, yanımdaki türbanlı kadında hiç durmadan onu izledi. Kırmızılı kızın yanında da mutsuz, asgari ücrete çalıştırıldığı belli olan orta yaşlı bir kadın rütin köleliğine paydos demenin yorgunluğuyla uyukladı. Romantik geldi bir anda ortam. Bezgince mp3'ü çıkardım çantadan. Random oynatmaya bastım, çıka çıka "Boulevard of a broken dreams" çaldı. Histerik histerik güldüm. Bukowski'nin "Büyük zen düğünü" bir aydır çantamda. Canım okumak istemiyor. En arkanın bir önündeki kapının yanındaki koltukta kumral genç bir çocuk oturuyordu. Yandan gördüğüm kadarıyla masum bir yüzü, muhtemelen çok hoş dudakları vardı. Her besinin tazesi güzeldir, insanında. Aynen bunu düşündüm çocuğa bakarken. O sırada köprüden geçiyorduk. Sonra uyuyakalmışım.

Özet: Pompalı bir tüfek edinip "ama ben işime aşığıııııım" diyen herkesi taramak istiyorum.

1 yorum:

  1. yolda yürürken kestiğim yakışıklılar yüzünden arada tökezliyorum, bigün düşmezsem iidir (:

    ama yani şimdi bakılmaz mı bu dünya tatlısı yakışıklılara di mi. güzellik, masumiyet, alımlılık, artistlik, erkeklik, çekicilik, seksilik, ne ararsan var; gel de kesme şimdi.

    hem ne demişler, güzele bakmak sevaptır :P

    YanıtlaSil