27 Ocak 2009 Salı

Bahoz saçmalığı

Geçtiğimiz günlerde hani terkettiğim sonra da etmediğim ama edilip, direkten döndüğüm sevgilimle "Bahoz" a gittik. Sanırım hayatımda izleyip izleyebileceğim en berbaaat ötesi filmdi. Tuncelili bir çocuk iktisat fakültesini mi ne kazanıyor, sonra da İstanbul ünivesitesindeki bir grup kürt (şafi ve pkk'lı) öğrenci tarafından keklenip kürtçülüğün içine sokuluyor. Bira şişelerinden bomba yapmaktan, eylem esnasında polisten korunmaya kadar bilimum tekniği öğretiyor film izleyiciye. Güya okulda ingilizce dersi kamuflajında pkk'lılar toplanıyormuş da kürdistan tarihi öğreniyorlarmışş. Hemde İstanbul üniversitesinde. Hepsini geçtim, hırsızlık yapmak bu salak filmde sosyalizm gibi gösteriliyor. "Çaldım çünkü ihtiyacım vardı aldım sosyalistim ehehe". Ve mutlu son olarakta jönümüz filmin sonunda dağa çıkıyor. Herhalde babam böyle bir filmde olduğumu öğrence İzmir marşıyla dalardı bana :).. Film tam 135 dk sürdü. Tabiki tahmin ettiğiniz gibi film çıkışı dostum denmedik laf bırakmadı. "2.5 saat o havasız Yeşilçam sinemasında beni pkk propagandasına maruz bıraktın" dedi. Patavatsız bende "ee ne var işte sende zaza değilmisin bak başroldeki çocukta öyleymiş" diyince koptu tabi kızılca kıyamet. Ama gerçekten filmin konusunu bilmiyordum. Ayrıca bir kanalda baş rol oyuncusunu görüp karar verdim gitmeye. Taş taş orada oturup birde aleviyim diyince, bende filme gitme tutkusu oluştu. Tabi bu ahmak ötesi mazareti duyan dost iyice çıldırdı. Benimle yaşamak gerçekten zor ya :)) Neticede filmin tek hoş yanı Cahit Gök'tü. Kendisine burdam selam edip, filmde oynadığı karaktere de akıl fikir dileyip paşa paşa iktisat okuyup o beyaz türk kızla sevgili olup, taş taş gezip dolaşmasını diliyorum.. Ahhh gaza geldim Murathan'dan bir şiirde ekliyorum Cahitin yanında.. Yeter bu kadar dilim gene çok uzadı.






alevi erkeklerinin kıvırcık bir kokusu vardır

karanfil tadı bırakır adamın dudaklarında

ha uçan halıya binmişsin, ha gecelemişsin bir alevi erkeğinin kollarında

uçtuğun burak zamanı kanat

evliyalar uyur doğunun bütün levhalarında

dudaklarının içinde gülyaprağı ve elma kabukları saklıdır

kelimeleri öpüşlerle değiştirirken tek tek seçersin

nar dişleri gibi kamaşırsın omuz başlarında

bir gecede kaç köprü geçtiğini ne kollarına kapıldığın ırmaklar bilir, ne sen bilirsin

bin gece bir bulunur doğunun kayıp masallarında

erkek yüzlerinde doksan dokuz ay okuyan yüzyılını şaşırmış bir cemali, ,

peçesinden boşanmış suretini arıyor camii önlerinin on iki bağdaş kuran levhalarında

benim göğsüm amber, tenim kehribar kelimeleri tütsüler şiirlerim

divanımda bir sap acı karanfil gülümser

gel oku beni gecele benim divanımda

koynumdaki kelimeleri al

parmaklarımın arasından tesbih taneleri gibi akar

tabakandaki tütünle gecelerini sararım

ben sardıkça ışır gümüşün

ben sardıkça birkaç ay bedir birkaç ay birden batar

kapalı avuç mühürlü gövde dövmeli zamanla hu çektiğim

gecede değil sarışın pençeli aslan yatağında

bir ömrün bütün rüyaları birden sabahlar

safrana kayıtlı zamanlar,

asılsız geleceğin sim sayfaları arasında beklettiğin gül, rüya ve kök tohumları

sarp boynunda akargümüş zülfikar siyahı

tenha kader serpme ben teninin yıldızları altında

gözlerinin güneyde indiği yere kadar

her divan kendi gecesini tekrarlar

her gövdede bir parçası kayıp esmer harita

usulca bulup hızla dağıttıkça tenin ve şiirin üstünden

tanımadığımız hayatların uzak sabahlarına kendimiz oluruz bir zamanlar hiç olmadığımız kadar

iman sınır dokundukça saz gibi ince uzun parmakları

kızılırmak yeniden ikiye ayrılır

kollarında bir gecede dört kitabı birden indirir

gökte ne kadar yıldız varsa düşer

koynuna hepside kendi dilinde sayıklar

kulağının içinde ateş dilli ejderha

kuytusunda akan esmer kılıcı

bir dua gibi içimde kımıldakdıkça

yaprağını açar gecenin

kelimeleri soyar kınından

ibadeti öğretir gövdenin dergahına

uyduğun uyku gördüğün rüya yedi deryalar

gecesi uzun olanın erken olur sabahı

mevsim kar etmez muharrem aylarına

aşk, de buna istersen susuzluk ya da kerbela

kollarındayken ben silinirim

dünya silinir kollarından sonra

ilk alevi sevgilimin adı ali'ydi o kadar güzel sevdi ki beni,

o gün bugün yarı yarıya aleviyim sanki

son alevi sevgilimin adı da ali

ne zaman koynuna alsa beni

semaha duru gibi bir eli kalb üzerinde, diğerini allah bilir

dilindeki badem, kanındaki şarap, birde gecenin mabedi

cem gibi ayin gibi al beni

ya da bırak allah'ın yokluğuna

tül gibi dağılıp kaybolayım

ali aşkina...

4 yorum:

  1. off müthiş bir şiir
    filmin öyle olmamasını affettirir umarım:))

    YanıtlaSil
  2. Bu şiir bir kendinden geçme, boyut değiştirmeyi ne de farklı anlatıyor. Ön plana iman dolu Ali aşkını alsa da aslında o sadece bir dekor esas olan derin bir iç çekişş ve orgaazzzmmm...

    YanıtlaSil
  3. bendeniz,
    bencede müthiş bir şiir.. murathan'ın erkekler için divan kitabından. Ayrıca sadece filmi değil birçok şeyi affettirebilir bu şiir :)

    YanıtlaSil
  4. adsız,
    demek ki alevi erkekleri murathana söylediğin gibi derin bir iç çekiş ve orgazm yaşatmış :) Zaten modern divan şiiri formatında yazdığı için kullanmış o dini simgeleri, bence harika olmuş :)

    YanıtlaSil