17 Ocak 2009 Cumartesi

İrlandalı heykel ve ben

gökyüzü mavi değil siyahtı, uzun bir süredir her yer simsiyahtı. Karanlığa bakmaya alışmış gözler beyaza hem yadırgayıcı gözle bakar hem de hayran kalır. Diğer renklerden beyaza geçiş daha kolaydır. Bembeyaz diyorum. Bütün dünya diyorum.
Geceyarıları yürümelerine başladım gene. Bir kediler korkmaz karanlıktan, hayran hayran bakıyorum onlara. Yıllar öncesi Bodrum'dan bir görüntü geliyor gözümün önüne.Esmer bir ışıltı. Bu soğuk Ocak gecesine en çok onu yakıştırıyorum, taze çekilmiş kahve gibi bir kokuyla. Her cümlenin içinde "gibi" kelimesi geçsin istiyorum.






Çok gürültülü meydanlar, gece yarıları bile sakinleşemeyecek kadar gergin bir kalabalıklar taşıyor bu şehir. Herşeyin siyah- beyaz olmasını istiyorum. 30'ların hüznünü istiyorum. Yağmur yağsın istiyorum, hatta İrlanda da olayım, orda yağsın yağmur. Sürekli birşeyler istiyorum hayattan, isteksiz insanlardan istiyorum bunu. Demekki istediğim şeyleri istemiyorum ki, bunu istemeyen insanlardan istiyorum. Beynimdeki bütün felsefelere sıçmak istiyorum kokulu kokulu.

Kakamı yaptıktan sonra 30'ların hüznündeki yağmurlu İrlanda sokaklarına geri dönüyorum. Hep söylenirim ya adam gibi heykel kültürü yok bu topraklarda diye. Dememiş olmak istiyorum şimdi bunu. Vicdan azabı tanecikleri gezinmeye başlıyor damarlarımda.

Tam köşeyi dönünce çıkıyor karşıma. Bakmamaya çalışıyorum. O kadar çok yağmur yağıyor ki beni göremez zaten. Ama genede bakmıyorum. Ona aşık olduğumu anlamasını istemiyorum. Ellerim ve dudaklarım titriyor. Aştan kaçmak istiyorum. Aşka koşuyorum.
Ona aşık olduğuma inanmayacak korkusu kaplıyor bütün ruhumu. Hem kalabalıklara nasıl anlatılır bu. Herşeyden ötesi kendime nasıl anlatırım. Bir heykele aşık olduğumu.
Mucize istiyorum. Beni isteme dürtüsünden kurtaracak bir mucize. Veya sürekli isteklerde bulunmama gerek kalmayacak bir hayatı bana sunacak bir mucize.

İsteye isteye yağmuru o kadar çok yağdırdımki, ikimizde boğuluyoruz yağmurun sularında.
Acısızca...

Heykel ve ben.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder