Anneannemin yokluğunu hissetmek her geçen gün ok gibi batmaya başladı kalbime. İlk günlerde bu kadar acıtmamıştı, biraz üzülmüştüm, gerisini doğaya havale etmiştim. Neredeyse 1 yılı dolmak üzereyken, yeni yeni anlıyorum yokluğunun verdiği boşluğu. Kaç seferdir ayaklarım evinin yoluna sürüklüyor beni, akşamları kendi kendime yürüyüp lambası yanmayan salon penceresine bakıyorum dışarıdan. Öldüğünü öğrendiğim gün bile yapmadığımı yapıyorum son birkaç gündür. Sessiz sessiz ağlıyorum kendi kendime, kimseye belli etmeden.
Gerçekten çok özledim anneannemi. Öyle çok arıyorumki onu. Akşamları kaçıp kaçıp yanına gitmeyi, havadan sudan konuşup, dedemin “çocukları kumara alıştırma” söylenmelerine aldırmadan saatlerce pişpirik, okey oynamalarımızı özledim. Hiç kimsenin anneannesine benzemezdi benim anneannem. Genelde insanlar anneannelerinin mis gibi koktuğunu, harika yemekler yaptığı anlatıp dursada, bunların tam tersine anneannem feci sigara kokardı, yemek pişirmekten nefret ederdi. Hayattaki en büyük zevki balkonda saçlarını rüzgara savurup sigara içmekti. Ama ne içmek.. Günde 2 paket malborayı bitirecek derecede. Çocukluğumda öğrendiğim küfürlerin neredeyse tamamını anneannemden öğrendim. Hele bir ağzını doldura doldura orrospuuuuuu diyişi vardı, dedem küplere binerdi.
Dedemi hiç sevmişmiydi bilmiyorum.
Koskoca genç milli eğitim müdürüyle evlenen şanslı kadın.
Taşrada çürüyecekken aniden sınıf atlayan yetim kız.
Yahut egosu ve yükselme hırsı tavana vurmuş adamın, her şeyin en güzeli benim olmalı zavallılığıyla sahip olduğu sarışın kız.
Kendi hayatına dair tek bir şey bile ona sorularak yapılmadı anneannemin. Önce eğitimi ve görgüsü altında ezildiği kocası, sonra da çakma asil çocukları verdi kararları onun yerine. Ne de olsa o eğitimsiz, doktora yapmamış, siyaset-sanat-edebiyat ne demek bilmeyen cahil bir taşra kızıydı. Cumhuriyet balolarında kocası tarafından süs köpek gibi gezdiriliyordu ama hala kırık Türkçe konuşuyordu, dedemi ziyarete gelen bir avuç asiiiiil beyaz türk arkadaşlarının yanında konuşmamasını öğütlüyordu dedem.
Ama hep konuştu anneannem. Eteklerin en yırtmaçlısını, en kırmızısını dikti kendine. Kadının sigara içmesinin en büyük terbiyesizlik sayıldığı 50’lerin Anadolu taşrasında elinde sigarayla gezdi sokaklarda. Dedeme inat hiçbir zaman ne küfür etmekten vazgeçti, ne de doğru düzgün Türkçe konuştu. Yaşlandıkça tamamen terk etti Türkçeyi.
Ve hayatının en mutlu günlerini, kimsenin kendisine karışmadığı Alzheimer dönemlerinde yaşadı.
Gönlünce sigara içti, cips yedi, torunlarıyla pişti oynadı.
Ben ömrü boyunca istediği hayatı yaşayamayan komik kadını çok özledim. Bu yıl ilk defa o olmadan bir paskalya geçiyor, "kuliç" çörekleri yapan olmadı, zaten aileden hiçkimse onun kadar güzel pişiremezdi, paskalyayı sallayan da yok ya neyse..
Keşke gene çörekleri masaya dizip dedemin bögürtülerine aldırmadan sessiz sessiz “Hristos Voskrese" dese.
“Voistinu Voskrese"
Keşke...


başın sağolsun )):
YanıtlaSilyazını okuyup hüzünlendim mutlu bi nisan gününde..
nur içinde yatsın ilginç ve cesur birisiymiş, deden halen sağ mı?
YanıtlaSilfulya ;
YanıtlaSilteşekkürler fulya.. umarım o da mutludur :(
gaykedi ;
YanıtlaSilçok saol kedi. Dedem birkaç yıl önce vefat etmişti zaten, anneannemin son zamanlarındaki hürlüğü birazda bundan kaynaklıydı.
Of ya ne yaptın beni de hüzünlendirdin:((Bende anaannemi 2000 yılında kaybettim.Uzun sene oldu ama hala bir yanım eksiktir.Keşke daha vakit geçirseydim keşke daha sık mektup yazsaydım dedigim çok olmuştur.
YanıtlaSilBaşımız sagolsun.Seninkiyle benimki yukarıda fos fos sigaralarını içip bizi izliyorlardır eminim:)))
Sagır Kedi;
YanıtlaSilBende çok kızıyorum kendime keşke daha fazla vakit geçirseydim diye :((
Ama sigara konusunda emin olabilirsin, duman altı etmişlerdir cenneti haha