
Dün gece sabaha kadar Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektupları okudum. Kafka’ya karşı oldum olası garip bir sıcaklık duymuşumdur. Anlatmaya çalışıpta ifade edemediği bazı hallerini anlıyor gibiyim. Burjuvazinin yapmacıklığını, yeni oluşmuş bürokrat ailelerin elit yavanlığı çağında onun kadar iyi anlatan olmamıştır herhalde.
Lafı uzatmadan Milenamıza gelirsek;
Kafka, 1883 yılında anadil olarak Almanca konuşan orta halli bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Milena ise Kafkanın tüm yazılarını Çekçe’ye çeviren bir bayan. Zaten ikilinin tanışmasıda bu vesileyle başlamış.
Kafka ciğerlerinden rahatsız olduğu için Meran’da, Milena ise Viyana’da yaşıyormuş. Milena evli, Kafka ise nişanlı olmasına rağmen; ilk başlarda arkadaşça başlayan mektuplaşmalar, yerini tutkulu bir aşka bırakmış ve 3 yıl boyunca birbirlerin görmeden mektuplaşan çift, tüm aşkları boyunca yalnızca birkaç defa buluşmuşlar. Ne mektup aşkı ama, günümüzün internet üzerindeki haftalık aşklarına taş çıkartacak derecede :)
Zaten zavallı Milena’nında pek mutlu bir hayatı olmamış. Mutsuz geçen bir evlilik, Kafka gibi içsel sorunları olan bir adamla mektup aşklığı ve aşağılık Nazilerin toplama kampında sonlanan bir ömür. Her ne kadar onunkide acıklı olsa da, Kafka’nın Milena’dan daha şanslı olduğu kesin.
Şuan bizim okuyabildiklerimiz sadece Kafka’nın yazdıkları. Milena’nın Kafka’ya yazdıkları ise asla bilinememiş. Blogda yayınlamak için mektuplardan birkaç çarpıcı yerleri seçtim:
Lafı uzatmadan Milenamıza gelirsek;
Kafka, 1883 yılında anadil olarak Almanca konuşan orta halli bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Milena ise Kafkanın tüm yazılarını Çekçe’ye çeviren bir bayan. Zaten ikilinin tanışmasıda bu vesileyle başlamış.
Kafka ciğerlerinden rahatsız olduğu için Meran’da, Milena ise Viyana’da yaşıyormuş. Milena evli, Kafka ise nişanlı olmasına rağmen; ilk başlarda arkadaşça başlayan mektuplaşmalar, yerini tutkulu bir aşka bırakmış ve 3 yıl boyunca birbirlerin görmeden mektuplaşan çift, tüm aşkları boyunca yalnızca birkaç defa buluşmuşlar. Ne mektup aşkı ama, günümüzün internet üzerindeki haftalık aşklarına taş çıkartacak derecede :)
Zaten zavallı Milena’nında pek mutlu bir hayatı olmamış. Mutsuz geçen bir evlilik, Kafka gibi içsel sorunları olan bir adamla mektup aşklığı ve aşağılık Nazilerin toplama kampında sonlanan bir ömür. Her ne kadar onunkide acıklı olsa da, Kafka’nın Milena’dan daha şanslı olduğu kesin.
Şuan bizim okuyabildiklerimiz sadece Kafka’nın yazdıkları. Milena’nın Kafka’ya yazdıkları ise asla bilinememiş. Blogda yayınlamak için mektuplardan birkaç çarpıcı yerleri seçtim:
“Bayan Milena, çevirilerinizde yazının aslını korumayı nasıl da beceriyorsunuz öyle. Sizi arkamdan sürüklediğim için çok üzülüyorum bazen. Öykülerimin o pis, karanlık, boğucu sokaklarında dolaştırıp kim bilir ne bitmek tükenmek bilmez eziyetlere sokuyorum sizi. Belki de hemen çıkmayasınız diye o kadar uzun cümleler kuruyorum hikayelerimde. Yoksa iki aya kalmaz bitirip gidiverirsiniz, öyle değil mi?”
“Yahudileri bu kadar sevmen kızdırıyor beni. Bende yahudiyim evette, tanıdığım Yahudilerin hepsini çekmeceme tıkıp kapatmak, havasızlık onları öldürene dek orda tutmak istiyorum”
“Sen kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki Milena. Bazen düşünüyorum da eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi, benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti. Ama ben aksine mutluluk sayesinde hayata döndüm.”
“Mektuplaşmalarımızda kendimi Afrika’da yaşayan, hep orada kalmak zorunda olan biri, seni de, Avrupa’da yaşayan politikadan, ekonomiden bahseden biri olarak görüyorum. Bu benzetme gereksiz, zamansız, aptalca ve ağlanacak kadar kötü bir benzetme”
“Gelecekten niye biz diye bahsediyorsun Milena? Yoksa hiçbir zaman beraber olamayacağımız için mi? Yeryüzünde tam olarak bildiğimiz şeyler çok azdır, ama ikimiz de şunu iyi biliyoruz ki “ Biz hiçbir zaman birlikte olamayacağız.”
“Keşke hastalığında yanında olsam Milena. Ben baksam sana, arada elimi alnına koysam. Gözlerine dalsam, bakışlarını ben odada dolanırken üzerimde bilsem, senin için yaşadığımı bilsem, içim içime sığmasa, bunu yaşamama izin versen Milena! Nolur..”
“Mektup yazmanın o içimi ürperten büyüsü başladı gene. Böyle olacağını hiç ummuyordum, ama mektup yazmayacağım artık. Ah sevgili Milena, benim uykusuzluğum sizinkine benzemez. Yalvarırım size ne olur yazmayın artık bana
Franz”
Franz”


"Öykülerimin o pis, karanlık, boğucu sokaklarında dolaştırıp kim bilir ne bitmek tükenmek bilmez eziyetlere sokuyorum sizi." kafka bu cümleyi herhalde sadece milena'ya değil okuyucularına da söylüyor olmalı :)
YanıtlaSilKafkaWyı daha önce okumamıştım sayende ön bilgi edindim. Sahi mektup yazmak/yazabilmek ne hoş şey. Şu anlık online iletilerden daha içten ve samimi olduğu kesin.
YanıtlaSilAma Nietzsche derki; Kitap yazamayan mektup yazar...
kozmic_blues;
YanıtlaSilzaten yazarlığın egosu burada saklı değil mi? Metinlerin içinden hemen çıkılırsa, üzerinde konuşulmaz ve yüceltilmez :))
Afilli Yazar;
YanıtlaSilKafkaya karşı zaten okurlar bölünür hep, bir kısmı hiç sevmez, diğerleri ise çok sever. Mektupları bende çok severim, hiçbir iletişim aracı onun derinliğini alamıyor bir türlü.
Kafka'nın Dava ve Şato kitabı yıllarca baş ucu kitabım oldu. Öykülerini ve diğer yazılarını okuya okuya doyamadığım nadir yazarlardandır. O yaşadığı yüzyıl ve o yüzyılın acıları içinde, çarpık otoriteler altında ezilmiş ama bu otoriteleri ustalıkla kaleme alıp yermiş büyük bir edebiyatçı. Onun gibi bir kaç tane daha var mıdır diye merak ederim hep. Kesinlikle okunması gereken biri. Başlangıç olarak Dönüşüm eseri iyi gelir bünyeye =)
YanıtlaSilkaldirimcocuklari ;
YanıtlaSilDava ile Şato'ya bende hayranım. Bireyle sistem çatışması kurgularla çok ustaca anlatılıyor, Kafka kaybolan egolarımızı yeniliyor aslında. Türkiye'de pek bilinmez ama Amerika adlı çalışması da bir harika. Amerikan rüyasın iyimser bir bakışaçısıyla anlatırken, alttan altada oligarşinin bireyi köşeye sıkıştırmasını yavaş yavaş enjekte ediyor okura..
Amerika eseride listemde. en kısa zamanda okumayı planlıyorum =)
YanıtlaSil